Bal Neden Bozulmaz? Kendini Koruyan Bir Gıdanın Sırrı
Bal, mutfaktaki neredeyse tüm ürünler bozulurken yıllarca dayanabilen ender gıdalardan biri. Bu dayanıklılığın arkasındaki su aktivitesi, asitlik ve şekerlenme meselesi.
Derya Ilgın 4 dk
Mutfak dolabındaki hemen her ürünün bir son kullanma tarihi vardır. Un böcek yapar, yağ acılaşır, süt ekşir, bisküvi bayatlar. Bu sıradan bozulma düzeninin dışında kalan birkaç istisna vardır ve balın bunların en bilineni olduğu söylenebilir. Ağzı kapalı, kuru bir yerde duran bal yıllarca beklediğinde bozulmaz; yalnızca rengi koyulaşır ve çoğu zaman şekerlenir. Bu dayanıklılığın arkasında sihir değil, oldukça anlaşılır birkaç fiziksel ve kimyasal koşul vardır.
Bozulmayı sağlayan asıl etken: su
Gıdaların bozulması genellikle bakteri, maya ve küflerin çoğalmasıyla olur. Bu canlıların çoğalabilmesi için besin kadar suya da ihtiyaçları vardır. Bir gıdada mikroorganizmaların kullanabileceği serbest su miktarına su aktivitesi denir ve bu değer düştükçe bozulma yavaşlar. Kuru baklagillerin, tuzlanmış etin ya da reçelin uzun süre dayanmasının temel nedeni budur. Bal da bu ailenin en uç örneklerinden biridir.
Balın içinde su bulunur, ancak oranı düşüktür ve bu suyun büyük bölümü şeker moleküllerine bağlanmış durumdadır. Yani sıvı görünen bu maddede, bir bakterinin kullanabileceği serbest su neredeyse yoktur. Yüksek şeker yoğunluğu ayrıca ozmotik bir baskı yaratır; bala düşen bir mikroorganizmanın hücresindeki su dışarı çekilir ve canlı çoğalamadan büzüşür. Bal bu yönüyle mikroplar için bir besin deposu değil, kurak bir çöl gibidir.
Asitlik ve doğal hidrojen peroksit
Balın koruyuculuğu yalnızca kuruluğundan ibaret değildir. Bal, içerdiği organik asitler nedeniyle asidik bir gıdadır ve bu asitlik pek çok bakterinin rahat edeceği aralığın dışındadır. Buna ek olarak arıların nektara kattığı bir enzim, bal içinde çok küçük miktarlarda hidrojen peroksit oluşmasına yol açar. Bu madde, temizlik ürünlerindekinden çok daha düşük yoğunlukta da olsa, mikrobiyal çoğalmayı baskılayan ek bir etkendir.
Bu üç etken bir araya geldiğinde ortaya kendini koruyan bir gıda çıkar. Bal, uygun kapta saklandığında koruyucu katkıya, buzdolabına ya da özel bir işleme ihtiyaç duymaz. Arkeolojik kazılarda çok eski kaplarda bulunan balın hâlâ bozulmamış durumda olması da bu nedenle bir efsane değil, beklenebilir bir sonuçtur. Yeter ki kap kapalı kalsın ve dışarıdan nem almasın.
Balı bozan tek şey: nem
Balın zayıf noktası tam da onu koruyan özelliğidir. Bal higroskopiktir; yani havadaki nemi çeker. Kapağı açık bırakılan ya da nemli bir ortamda saklanan bal yüzeyinden su alır ve o yüzeydeki su oranı belirli bir eşiği geçtiğinde artık koruyucu koşullar ortadan kalkar. Bu noktada bala dayanıklı bazı mayalar çoğalmaya başlayabilir ve fermantasyon görülür. Kavanozdaki balın köpürmesi, ekşimsi bir koku vermesi bu durumun işaretidir.
Bu yüzden kavanozdan bal alırken kullanılan kaşığın kuru olması küçük ama önemli bir kuraldır. Islak kaşık, çaydan çıkan kaşık ya da içine ekmek kırıntısı düşmüş bir kavanoz, balın kendi kendini koruma düzenine dışarıdan açılmış bir kapıdır. Kapağın sıkı kapatılması ve kavanozun ocak üstü gibi sıcak ve buharlı bir bölgede tutulmaması yeterli önlemdir.
Şekerlenme bozulma değildir
Bekleyen balın taneli bir kıvam alması sık sık bozulma sanılır, oysa bu tamamen doğal bir süreçtir. Bal, suda çözünebileceğinden fazla şeker içeren doymuş bir karışımdır ve zamanla bu şekerin bir kısmı kristal hâline geçer. Kristallenme hızı balın türüne göre değişir; bazı ballar birkaç hafta içinde katılaşırken bazıları uzun süre akışkan kalır. Serin ortamda saklanan bal daha hızlı şekerlenir.
Şekerlenmiş balı eski hâline döndürmek için kavanozu ılık suyun içinde bekletmek yeterlidir. Doğrudan ocakta ya da yüksek sıcaklıkta ısıtmak, balın aromasını ve içindeki ısıya duyarlı bileşenleri bozar. Sabırlı bir ılık su banyosu hem kıvamı çözer hem de ürünü korur. Kristallenmiş bal aynı zamanda ekmeğin üzerine sürmek için pratik bir kıvamdadır; illa eritmek de gerekmez.
Doğru saklama için basit kurallar
Balı cam kavanozda saklamak en güvenli seçimdir; cam koku ve nem geçirmez. Kavanozun doğrudan güneş gören bir rafta değil, serin ve karanlık bir dolapta durması hem rengini hem aromasını korur. Buzdolabı ise gereksizdir ve yalnızca kristallenmeyi hızlandırır. Mutfakta çok sık kullanılan bir ürünse küçük bir servis kabına aktarmak, ana kavanozu sık sık açmak zorunda kalmamayı sağlar.
Bir gıdanın bozulmamasını sağlayan koşulları anlamak, mutfakta pek çok başka ürün için de yol gösterir. Suyun azaldığı, şekerin ya da tuzun yoğunlaştığı, asitliğin arttığı her yerde raf ömrü uzar. Reçel, turşu, kurutulmuş meyve ve salamura hep aynı ilkeye dayanır. Bal ise bu ilkeyi doğanın kendi eliyle en uca taşıdığı örnektir; insan eli değmeden hazırlanmış, kendi kendini koruyan bir gıdadır.